‘emre’ etiketiyle yazılmış yazılar

Ah be kader…

// 17 Kasım, 2009 // Yorum yapılmamış » // birden esti

İsteklerimizin peşinde mi koşarız kadere aldırmadan? Yoksa kader midir zaten peşinden koştuklarımız? Sormaya korkuyorum, biz mi seçeriz hayatı yoksa hayat mı bizi?

Bir anımı anlatacağım. Küçüktüm, bu yüzden anımın bir kısmını hatırlıyorum, bir kısmını annem tamamlıyor. İstanbul’un eski mahallelerinden birinde ufak bir evde yaşıyorduk. Ben, iki kardeşim, annem ve babam. Bir apartman dairesinin giriş katıydı. Çok nezih bir yer değildi, bu yüzden komşuluk hakları ile ilgili çok sıkıntı çıkıyordu. Üst katlardan sofra bezi silkeleyenler, çamaşır asanlar, çamurlu ayaklarıyla kapımızdan geçenler… Sıkıntıların ortasında bendeki de çocukluk ya, üst katta olan balkonlu evleri üstün görüyorum. Bir gün annemle yürüyoruz ve durup şöyle diyorum; Anne bak Allah’ın bile balkonu var bizim yok, ama merak etme büyüdüğümde ben sana balkonu olan kocaman bir ev yapacağım. Allah’ın balkonu dediğim yer ise minarenin şerefesi.

Şimdi bana derler küçükken belliydi böyle işlerle uğraşacağın. Daha kendimi bilmezken baş koymuşum mimarlık yoluna. Ancak insanlar gördüklerinin arkasına pek bakmazlar, yüzeyde görünenlerle yetinmeyi yeterli bulur. Oysa bir zamanlar da bilgisayar üzerine eğitim alacağımdan emindi herkes. bilgisayar ve bilişim dünyasına olan merakımı herkesler bilir, görürdü ve bu çocuk ileride çok başarılı olacak derlerdi.

Ben kadere inanırım, ancak ona hiç teslim olmadım. Hep kendi çizgimi çizmeye çalıştım. Lakin kendi çizgimi ne yöne çizersem çizeyim, çizginin bir ucu kaderden geçiyor. Bu günlerde yoruldum, artık kendi istediklerim bile bana keyif vermiyor. Hayatını dümdüz çizgilerle çizen bu çocuk artık kaderin kalıbına uygun gidiyor, bazen eğri, bazen tırtıklı, bazen de kesikli çizgilerde. Bunca sene çizdiğim çizgiler bunun için miydi diyesi geliyor insanın. Sonunda yine kadare kalacaksam, baştan dolaşmanın anlamı neydi? Ah be kader, yine getirdin bizi bir kavşağın başına, tabelasız gönderiyosun bizi yola.

Nerdeydim ben?

// 8 Eylül, 2009 // Yorum yapılmamış » // gördüklerim

Herkesin hayatından zevk almadan yaşadığı dönemleri olmuştur. Geçtiğimiz okul dönemi benim için öyleydi, bir çok talihsiz olay yaşadım hepsi de üst üste geldi. Küçüklükten beri yaramazlık yaptığımdan düştüğümde kalkmasını iyi bilirim. Ne yaşadıysam hepsini bir bir atlattım, önce işi kafamda bitirdim elbette sonra da yaz tatilini fırsat bilip endoplazmik retikulumuma kadar dinlenmiş olmak için güzel bir tatil planladım.

İlk durağım Adana’nın güzel bir ilçesi olan Kozan’dı. Adana Mimarlar Odası’nın düzenlemiş olduğu bir organizasyonla Kozan’a gittim ve çok eğlenceli günler geçirdim. Görevimiz Yaver’in Konağı’nın bulunduğu bölgede yapıları estetik bir bağlam oluşturacak şekilde elden geçirmekti. İşin görev kısmını zaten katılan herkes hakkıyla yerine getirdi. Ben size eğlenceden bahsedeyim. Kozan’daki tek otel olan Avşaroğlu Otelde kaldık, külah dolusu dondurmayı 25 kuruşa aldık, her gece alem yaptık, her gün sıcakta kavrulduk, otelde doğru dürüst duş alamadığımız için bahçe hortumuyla yıkandık hep, bize tahsis edilen açık havuzda havamızı bulmuştuk ki, kız-erkek birlikte girdiğimiz için havuzdan mahrum kaldık. Go-Kart araçları ile karting yaptık, bu arada yaptığımız tüm yarışmalarda birinci gelerek damgamı vurdum. Adanaya gittin de kebap yemeden mi geldin demeyin onu sona sakladım. 5m uzunluğunda bir kebap yedim ki sormayın. Hala tadı damağımda, tüm kozan macerası bir yana o kebapı yemek için bile Adana’ya tekrar gidilir. Şırdan ve Bici bici de yemeyi unutmadım. Bici bici çocukluğumdaki meybuz sevdamı hatırlatarak güzel bir yerde kalsa da aklımda şırdanı bi daha yiyeceğimi sanmıyorum

dsc_0004   100_1271

Güzel olan her şeyin bir sonu var elbette, Adana macerası bitti ama bizim eğlence beklentimiz bitmedi diye kozan maceramız boyunca beni peşinden koşturan kızın peşinden gittim, kendimi Antalya’da buluverdim. Hani anlatıyorum onu yaptım bunu yaptım diye, ama günler geçiyor bu arada. Gezdim tozdum, kızarmış dondurma yedim derken vaktimiz dolmaya yakın Fethiye’ye geçtim. Etrafı çok beğendim, heleki ölü denizde bir vakit geçirdim. Ben hayatım boyunca böyle deniz sefası yapmamıştım.

                                

Hep gezdim, hep gördüm de sıcaklar beni bitirdi. Ben de abimle kalkıp Samsun’a gittim. Aile büyükleri memleketteler tabi ziyaret etmek lazım. Memleketimin yaylalarına çıktım. Yazın ortasında çıktım, -5 derecede kamp yaptım. Akdağın suyundan içtim ferahladım. Sonra kalktım gittim Armutlu’ya. Yalovada bir sahil kasabası, marmara denizine uzanan bir burun. 15 gün boyunca deniz sefası yaptım. Kafa dinledim. Sonra yine kalktım geldim İstanbul’a, gönlümdeki şehre.

                                

İstanbul’u severim, benim şehrim ne de olsa. Ama dilime bir şarı takıldı son zamanlarda “İzmir’in yollarında çiçekler açar.” diyordu. Hazır bekleyenim de vardı İzmir’de. Kalktım gittim, baştan sona gezdim cumhuriyet kentini, öylesine beğendim ki, hayır hayır şehri değil insanlarını beğendim. İstanbuldaki sosyal yozlaşmanın zerresi uğramamış daha izmire. İnsanlar saygılı, hoşgörülü ve güleryüzlü. Ben de yüreğimde unuttuğum sözcükleri, duyguları tamamladım öyle geldim İstanbul’uma.

[Tekil Resim bulunamadı] 

İşte böyle geçti koca bir yaz, aynı sözcükler gibi deyimler gibi. Her karanlık gecenin bir aydınlık sabahı vardır demiş. Talihsiz bir senenin ardından aydınlık bir yaz. Evime geldim tekrar, eskisi gibi tekrar.

Sağlıcakla…

Ben var yazmak

// 18 Mayıs, 2009 // Yorum yapılmamış » // birden esti

  • Ben okumak mimar okul
  • Herkes bilmek
  • Final dönem var gelmek
  • Zaman olmak yok
  • Ben var yazmak blog
  • Bitmek var yakın
  • Gelmek var ben geri
  • Sonra var yazmak bol
  • Siz var beklemek
  • Ben var proje -mek