Bu gün tesadüfen bir arkadaşımın yazısını okudum, eski bir arkadaş eski bir yazı. Bana yazdığı apaçık belliydi ama doğru vakitte bana ulaşmamıştı. Belki de ulaşmıştı ama doğru değerlendirmemiştim. Neyse sonra defterime bir şeyler karalamak geçti içimden. Senle alakalı, onla değil tam olarak senle alakalı. Fark ettim ki kimse ortaya söylenenleri alınmıyor üstüne. Ben de doğrudan sana hitab etmek istedim.

-Eğer ciddi ciddi konuşuyorsam bil ki aramızda mesafe var. Ne senden hoşlanıyorum ne de nefret ediyorum. Belki de yeni tanışıyoruz. Gülümsüyorsam umutlanabilirsin, muhtamelen seni sevdim. Ama mimik yoksa iş fena.

-Normalde kaba sayılabilicek espiriler yapıp ardından kahkahamı patlatıyorsam bil ki seni seviyorum. Öyle arkadaşı sevgilisi bilmem ben, zaten iş sevgiye gelince ayırt da etmem, birini ya seviyorumdur ya da sevmiyorum.

-Söylediğin bir çok şeyi, gönderdiğin bir çok mesajı alıyorum. Hemde harfine noktasına kadar değerlendiriyorum ama içimdeki ses beni hep en masum ihtimale yönlendirdiğinden seni mutlaka eksik anlıyorum. Benden bir şey istiyorsan, bana bir şey anlatmak istiyor, mesaj vermek istiyorsan başka ihtimaller olmadan direkt söylemeye başlasan iyi edersin.

-Kendimi övmeyi de severim, yeri geldi mi mütevazılık da yaparım. Aslında mütevazı olmayı tercih ederim ama huyum kurusun bazen dilimin de ayarı olmuyor söylüyorum ama inan bunu nispet yapmak için söylemiyorum ben sadece yaşadığım hayattan keyif alıyorum ve bunu senle paylaşmak istiyorum.

-Ertesi gün senle konuşuyorsam söylediklerini bozulmuyorum demektir, beni kırmak zordur. Söylenenlerin boş olduğuna inanırım. Kimsenin konuşmasına gerek yok aslında herkes yaptıklarıyla anlatır ne istediğini. Sadece sessizliği bozmak adına bir şeyler söylenir bu hayatta ve bu sessizliği biri gaz kaçırarak bozduysa onu yadırgamam güler geçerim. O yüzden söylediklerinin bir önemi yok aslında, sen adam gibi adam ol gerisi muhabbet zaten.

Saygılar efendim,

Emre GÜLER